M1 Carbine, Biraz Öncesi ve Sonrası

Blogdaki diğer yazıları okuduysanız muhtemelen Saim Bey’in Colt 1911 ile ilgili yazısını da okumuş olmalısınız. Okumadıysanız, Amerikan ordusunun envanterindeki .38 liklerin Moro kabilesi üyelerini tepelemekte yetersiz kalmaları sonucu geliştirilen ve günümüze kadar gelen 1911’in tasarımının öyküsünü okumanızı öneririm.

Az şey değil, düşünün bir kere 1911 envantere girdiğinde havada kanatları bez kaplamalı pırpır uçaklar savaşıyordu. Hava kuvvetlerinde F-18 Hornet hizmete girdiğinde ise Amerikan ordusunun envanterindeki tabanca halen 1911’di. Savaş teknolojisindeki onca gelişmeye rağmen 1911 halen ordunun hizmet tabancası ihtiyacına cevap verebiliyordu. Standart hizmet tabancası olarak değilse bile bugün dahi orduda halen kullanımda olduğunu görebiliriz.

Bu yazıda anlatmak istediğim konu doğrudan 1911 değil. Daha çok askeri ihtiyaçlar değişirken ona cevap veren yeni fikirlerin ve tasarımların da zaman içindeki değişiminden ve ileri görüşlü tasarımların kendilerine nasıl niş alanlar bulduğundan bahsetmek istiyorum. Tüm bunları anlatırken de bir silah bu kadar uzun hizmette kalınca konu dönüp dolaşıp 1911’e dokunuyor işte.

2. Dünya savaşı çıktığında Amerikalılar M1 Garand tüfekleriyle düşmanlarına karşı azımsanmayacak bir ateş üstünlüğü kazandılar. Bununla birlikte bu tüfek 4,3 kg.’lık kendi ağırlığına bir de cephanesinin ağırlığı eklendiğinde ana muharebe görevi avcı olmayan bir er için ağır denebilecek bir yük oluşturuyordu. Bu nedenle Amerikan ordonatı cephe hattında olup telsiz operatörü, sıhhiye, havancı gibi askerleri ve geri hizmetteki mesela şoför gibi askerleri veya destek birlikleri için daha hafif bir hizmet silahına ihtiyaç duydu. Bundaki amaç bu askerlerin uzak, yakın mesafedeki düşmanı avlamaktan çok sahada kendilerini savunmalarıydı.

Burada iki ayrıntıdan daha bahsetmem lazım. Bunlarda ilki gelişen teknolojiyle birlikte cephede savaşan her bir asker için daha fazla sayıda askerin cephe gerisinde destek sağlaması gerektiği için geri hizmetin önemi artmaktaydı.

İkincisi de Moro’lar için Amerikan rütbelileri belki de ulaşabildikleri tek stratejik hedefken,  yine gelişen teknolojiyle birlikte, destek birlikleri gibi stratejik hedeflere veya cephe gerisine, karmaşa yaratacak şekilde özel birliklerle (Örn. Süveriler, paraşütçüler, komandolar) saldırmak da mümkün oldu.  Yani bir anlamda savaş bir hattan ziyade satha yayıldı (Bunu ilk fark edip dile getirenin kim olduğunu yazmama herhalde gerek yok)

Tabi akla ilk gelen Moro’lar karşısında oldukça başarılı olan 1911’i kullanmak oldu. Bir yere kadar bu konuda başarılı da oldular. Ama ellerinde palalarla saldıran Moro kabilesi üyelerini muhtemelen çok yakın mesafelerden vurup durdurabilmek başka şey; Mauser K98 veya Strumgewehr’le saldıran askeri eğitimli Nazileri göreli olarak daha uzak mesafeden durdurmak başka. Haliyle değişen duruma uygun bir silah geliştirmek gerekti.

Sonuçta Amerikan ordusu o güne kadar askeri alanda pek kullanılmayan karabina tipi bir silahın ihtiyaca cevap verebileceğini düşünüp, silah üreticilerinden bu tarzda bir silah talep etti. Buna göre silah öncelikle hafif olacak. Ağırlığı 2,3 kg’ı geçmeyecekti (Imperial ölçülere göre 5 pound). Etkili menzilinin de 270 mt olması (300 yarda) yeterli olacaktı.

Burada akla şu soru da geliyor. E zaten Thompson M1A1 , nam-ı diğer, Tommy Gun, Chicago Piano veya Chicago Typrewriter,  gibi unvanları da olan  .45 kalibre bir silah var. Neden bunu kullanmadılar?  Bununla ilgili kesin bir cevap bulamasam da bunun muhtemel nedeninin Thompson’ın 4,5 kg’lık boş ağırlığı ve sadece tam otomatik çalışması nedeniyle biraz da bol keseden cephane tüketmesiyle ilgili olabileceğini düşünüyorum.

Tasarımın ilk hali gelişim süreci vs detaylara burada girmeyeyim o ayrı bir yazı konusu olabilir. Ama sonuçta boş ağırlığı 2,4 kg olan, yarı otomatik, gazlı sistemle çalışan, etkili menzili ilk talep edildiği gibi 270 mt olan .30 Carbine kalibrede 15 atımlık şarjörler ( 2. Dünya savaşından sonra standart şarjör 30 atımlık oldu) kullanan M1 Carbine’ın 1942 yılında hizmete girdi. 

M1 Carbine kısa sürede beklentileri ne kadar iyi karşıladığını gösterip yazının başında bahsettiğim destek birlikleri için 1911’den çok daha etkili bir silah olduğunu ispat etti. Bununla ilgili güncel ve eğlenceli bir test videosunu (450) 1911 vs M1 Carbine in a Practical Match – YouTube adresinde bulabilirsiniz.

Tabi kullanımı sadece geri hizmetle veya cephede ikincil hizmet silahı olarak sınırlı kalmadı. Katlanır dipçikli versiyonu hava indirme birliklerinin standart hizmet tüfeği olarak da kullanıldı. Silahın geniş kullanım alanı bulmasında hafifliğinin yanı sıra eşit ağırlıkta daha fazla atımlık cephane taşınabilmesi ve M1 Garand’ın aksine yarı boşalmış bir şarjörü kolayca çıkartıp yerine tam dolu bir şarjör takılabilmesi gibi özelliklerida etkili oldu.

M1 Carabine hizmete girdikten sonra toplam 6,1 milyon adet üretilerek bugüne kadar Amerikan ordusu için en fazla üretilen silah oldu. M1 Garand 5,4 milyon Thomson ise 1,3 milyon adet üretildi. Hizmete girdiği 1942 yılından 1973 yılına dek Amerikan ordusunda özellikle 2. Dunya Savaşı, Kore ve Vietnam savaşlarında kullanıldı.  Halen Brezilya ve Endonezya’da aktif kullanımda olmakla birlikte geçmişte aralarında Türkiye’nin de olduğu elliden fazla ülkenin envanterinde yer aldı. En son Suriye iç savaşı olmak üzere Yirmibeş farklı savaş ve çatışmada kullanıldı.

Kimilerini bazı güvenilirlik sorunları yaşadıklarını dile getirseler de çoğu M1 Carbine kullanan asker bu silah hakkında “Temiz tutup yağsız bırakmadığınız sürece o da sizi yolda bırakmaz” dedi. Çoğunlukla da askerin M1 Garand’dan daha fazla sevdiği bir silah oldu.

M1 Carbine’ın bu kadar uzun süre hizmette kalmasında ve yaygın şekilde kullanılmasındaki önemli etkenlerden biri tasarımındaki başarıysa bir diğerinin de savaş alanındaki gelişmeler olduğunu söyleyebiliriz.

Önceleri piyadenin olabildiğince uzaktaki düşmanı, düşman henüz onu vuramadan saf dışı bırakması önemliydi. Bunun için de uzun menzilli, etkili, ağır, mermiler ve onları kullanan tüfekler revaçtaydı. İkinci Dünya Savaşı’yla birlikte siper savaşları tarihe karıştı.  Birlikler daha hareketli olmaya başladı. Art arda daha seri atış yapabilen silahlar ön plana çıktı. Ama belki de hepsinden önemlisi zaman içindeki gelişmeler neticesinde günümüzde piyade silahlarıyla yapılan askeri bir çatışmanın menzili 100 mt olarak kabul edilir oldu.  M1 Carbine bu menzil içinde yeterince etkili ve hafif bir silah olduğu için de uzun süre ihtiyacı karşıladı.

İkinci Dünya savaşı sonrası döneme bakarsak 60’ların sonu ve 70’lerde piyade tüfeklerinde .223 kalibrenin kullanılmasının da savaş alanında yukarıda çok kısaca değindiğim bu değişimin kısmen bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Yani bir anlamda tasarımın belki doğrudan kendisi değilse de doğuşundaki fikir çok uzun süre değişen ihtiyaçlara cevap verebildi. Biraz da bu nedenle var olan tasarım uzun süre kullanıldı.

Peki sonra ne oldu? Tabi ki ihtiyaçlar devam etti. Ama şekil değiştirdi. Öyle olunca tasarımların da bu yeni hale uyum sağlaması gerekti. Ama buraya kadar yazdıklarım bir kerede okunmak için yeterince uzun oldu. İsterseniz öykünün bundan sonrasına gelecek yazıda devam edeyim.

“M1 Carbine, Biraz Öncesi ve Sonrası” için bir cevap

M1 Carbine’dan 5.7’ye – Silah & Fişek için bir cevap yazın Cevabı iptal et